script src='http://ajax.googleapis.com/ajax/libs/jquery/1.2.6/jquery.js' type='text/javascript'/>

O, Ümmet-i Muhammed İçin Nimetlerin En Büyüğüdür

Ahmet Mahmut Ünlü Cübbeli Hocamizin Yazisi Kasr-ı Arifan Dergisinin Nisan 2008 sayısından alıntıdır.





Mevlâ Te’âlâ o habibini bütün kulları arasından seçmiş ve onu bütün mahlûkâta takdim etmiştir. O’nun devletinin günleri, bayram günleri ve düğün geceleri gibidir. O, bütün ümmetler hakkında umûmî bir rahmet olup, havas ve avam nazarında O’nun kadr-u kıymeti çok yücedir.

Kasr-ı Arifan dergimizin bu ay ki sayısının, kâinatın Efendisine tahsis edilmesi hasebiyle; Ehli sünnet dışı görüşlere reddiye mahiyetinde devam ettiğimiz yazı dizisine bu ay ara verip, fendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in anısına bir âyet-i kerimenin tefsirini sizlere arz ediyoruz.

Allâh-u Te’âlâ göndermiş olduğu Resûlünün bizler için ne büyük bir nimet olduğunu, Kur’an-ı kerim’de şöyle beyan ediyor:


“Andolsun ki, içlerinde, kendilerinden, onlara Onun (Allâh-u Te’âlâ’nın) âyetlerini okuyan, onları (bozuk inançlarından ve kötü huylarından) tertemiz eden ve onlara o kitabı (Kur’an-ı Kerim’i) ve hikmeti (Sünneti Seniyyeyi) tam manasıyla öğreten bir peygamber gönderdiği için Allah müminlere (büyük bir) iyilikte bulunmuştur. Hâlbuki bundan önce apaçık bir alâlet içindeydiler.”1


Mevlâ Te’âlâ bu âyet-i celîlesinde Resûlünün bir çok kıymetli sıfatlarını açıklayarak, beşeriyete bu kadar hizmet eden, insanları karanlıklardan nûra çıkaran bir zâtı tenkit edenlerin, saadetten mahrum olduklarını beyan etmiştir.
Kazî Beyzâvi’nin beyanına göre Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bütün âlemlere gönderilmiş ve bütün kulları doğru yola kavuşturmakla emrolunmuş olduğundan, herkes hakkında rahmetse de, ancak bu rahmetten müminler istifade ettiğinden, Mevlâ Te’âlâ Resûl göndermekle müminlere iyilik ettiğini açıklamıştır.
Hâzin tefsirinde zikredildiğine göre, Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in gönderilişinin kullar hakkında tam bir lütuf oluşu çok açıktır. Çünkü insanların aklı, Allâh-u Te’âlâ’nın rızasına uygun olan ibadeti ve o ibadetin nasıl yapılacağını anlamaktan aciz olduğundan, Mevlâ Te’âlâ kullarına bir Resûl gönderip o Resûl vâsıtasıyla rızasına uygun amelleri ve o amellerin nasıl yapılacağını açıklattırarak, dünya ve ahiretle alakalı bir takım hükümleri öğrettirip, kimsenin bilemeyeceği sırları izah ettirerek kendilerine çok büyük iyilikte bulunmuştur.


Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in, kulları can yakıcı azaptan kurtaracak ve kendilerini naim cennetlerindeki sevaplara ulaştıracak bir yola davet edişi de, kendisinin onlar hakkında ne büyük bir nimet olduğunu açıkça göstermektedir. Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)in, Arapların kendi cinslerinden ve kendi beldelerinden olup, aralarında yetişmiş olması da ümmeti hakkında büyük bir lütuftur. Zira Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)in Arap kabilelerinden her biriyle akrabalığı vardır.
Ancak Beni Tağlib kabilesiyle nesebi yoktur. Çünkü onlar evvelce Hıristiyan olup daha sonra da Hıristiyanlığa sebat ettiklerinden, Allâh-ü Te’âlâ Resûlünü onlarla akraba olmaktan uzak tutmuştur.
Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in kavminin, evvelden beri O’nun sadâkat ve emanetini, yani doğruluk ve güvenirliliğini, vesâir güzel hallerini, soyu ve sopunu bilmeleri, O’nun peygamberliğini tasdik etmek ve O’na iman etmekte çok büyük bir kolaylık olduğundan zorluk çekmeksizin itaat dairesine girmek ve Mevlâ Te’âlâ’nın rızasına yol bulmak elbette büyük bir nimettir.


Gönderilen bir Resûlün bir kitaptan okumadığı ve bir hocanın talebesi olmadığı halde, âlemde kimsenin bilmediği hikmetli ilimleri ve geçmişte meydana gelmiş olayları, ümmetlerinin peygamberleriyle aralarında geçen hâdiseleri aynen bilmesi, sözünün ilâhi bir vahiy olduğuna delâlet eden büyük bir nimettir.
Getirdiği kitabın Allâh-u Te’âlâ’nın birliğini yerleştirmesi, Mevlâ Te’âlâ’yı bütün noksan sıfatlardan tenzih etmesi, bütün işlerde adaleti esas alması, türlü türlü ibadetleri ayrıntılı bir şekilde açıklaması, O zâtın Allâh-u Te’âlâ tarafından gönderilmiş bir resûl olduğuna delâlet ettiği gibi, elçiliğini doğrulamakta büyük kolaylıklar sağladığından, elbette kullar hakkında tam bir nimettir.


O Resûl’ün gönderilmesinden evvel Arap kavminin dinleri putperestlik olduğundan, kendileri alçak, dinleri ise bâtıl olup, ahlâkları da kapmak, çalmak, vurmak, kırmak, dövmek, öldürmek gibi bütün insanlar nazarında en çirkin ve kendileri bütün kavimler arasında cahil ve düşkün bir haldeydi.
Böyleyken Allâh-u Te’âlâ’nın bir Resûl gönderip, O’nun vasıtasıyla onların dinini bütün dinlerin âlâsı ve ahlâklarını en üstün kılarak, onları âlem nazarında hatırı sayılır bir ümmet yapması ve ümmetlerin derecelerinin en yüksek tabakasına çıkarması, ümmet-i Muhammed için elbette nimetlerin en büyüğüdür.


Alusî tefsirinde zikredildiğine göre Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in arap kabilelerinin en şereflisinden olduğunu bilmek, hiç izaha muhtaç olmayan bir hakikat olup, her müminin bunu böyle bilip kabul etmesi gereklidir.
Nitekim Şeyh Veliyyüddin-i İrakî hazretlerine, “Resûlüllah’ın bir beşer olduğunu ve arap kavminden olduğunu bilmek îmânın sıhhatinde şart mıdır veya farzı kifayelerden midir?” diye sorulduğunda, “îmânın makbul olması için şarttır.” diye cevap verdi.
Sonra şöyle buyurdu: “Bir kişi Muhammed (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in bütün kullara gönderildiğine inanıyorum, lakin onun beşerden mi, melâikeden mi, yoksa cinlerden mi olduğunu veya Arap’tan mı Acem’den mi olduğunu bilmiyorum” dese, bu kişinin kâfir olduğunda hiç şüphe yoktur.
Zira bu sözün sahibi Kur’an-ı kerim’i yalanlamış ve asırlardan beri ümmetin kabul ettiği havas ve avam katında kesinlikle bilinen bir gerçeği inkar etmiş olur ve ben bu fetvada hiç bir âlimin ihtilaf ettiğini bilmiyorum.” Ancak kişi bu hakikatı bilemeyecek kadar cahil olursa, kendisine bu hakikatı öğretmek vaciptir, ama yine de inkâr ederse küfrüne hükmederiz.
Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in okuduğu âyetlerden maksat; Kur’an-ı kerimin âyetleri, kitaptan maksat; Kur’an-ı kerim, hikmetten maksat ise; sünneti seniyyedir.


Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in gönderilmesinden evvel, ümmetin açık bir sapıklık içinde olduklarının beyan edilmesi, kendilerine bir Peygamber gönderilmesine son derece muhtaç oldukları zamanda, o Peygamberin kendilerine gönderilmesinin ne büyük bir rahmet ve nimet olduğuna işaret etmektedir.
Mevlâ Te’âla bu âyet-i celîlesinde Resûlünü beş sıfatla vasıflamıştır ki, o sıfatlardan her biri bir çok menkıbeleri içine almıştır.


1- O Resûlün kendi cinslerinden olması
Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) arapların cinsinden olduğu için kendisini çok iyi tanıdıklarından tenkit edecek hiçbir şey bulamamışlar, din adına tenkitlerinin ise, bütün âleme gülünç olmaktan başka bir tesiri olmamıştır.


2- Allah’ın âyetlerini ümmetine okuması,
Kur’an-ı kerim’in her bir âyeti o zamanda meydana gelen veya kıyâmete kadar meydana gelecek olan bir hâdise hakkında fetva olup, o fetva da bu hâdisenin zorluklarını halletmekte akla uyan tek çare olduğundan, Efendimizin bu âyetleri okuması kendisinin risâletine, o âyetin vahy-i ilâhi olduğuna ve kendisinin kadr-u kıymetinin yüceliğine yeterli bir delildir.


3- Ümmetini günahlardan tertemiz etmesi,
Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in okuduğu âyet-i kerimeler ve hadîs-i şerifler ümmetini doğru yola sevk ettiğinden o âyetlere inanıp gereğiyle amel edenler, elbette bütün günahlarından tertemiz olurlar. Binaenaleyh Resûlüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Selem) birçok kimseleri bu vesileyle tertemiz ettiğinden, bütün âlemler nazarında şerefi gün be gün artmıştır.


4- Ümmetine Kur’an-ı kerim gibi bir kitabı öğretmesi, Kur’an-ı Azimüşşan, dünya ve ahiret ile alâkalı bütün hükümleri, geçmiş ümmetlerin ibret verici hallerini, bir çok misalleri, hikmetli ilimleri ve vaazları kendisinde topladığından, bunu getiren Peygamberin ne kadar yüce bir mertebeye sahip olduğuna delâlet etmekte yeterlidir.


5- Ümmetine hikmet öğretmesi, Kur’anı Azimüşşanın sırlarını beyan etmek, açık ifadelerinden anlaşılmayan gizli meseleleri, delillerinden ve işaretlerinden alıp, halis hidâyet olan sünneti seniyyeyi ümmetine açıklayarak onlara yapacakları amelleri kolaylaştırmak, o peygamberin ümmetine karşı ne kadar geniş bir merhamete sahip olduğuna açıkça delâlet eden kuvvetli bir delildir. Ruhul Beyan sahibi İsmail Hakkı Bursevî hazretleri bu âyet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurmuştur: Bilinmelidir ki, Allâh-u Te’âlâ Hazretleri, Muhammed (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)i çok azgın kavimlere göndererek onların inatçılarını dize getirmiştir.


O Muhammed (Sallallâhü Aleyhi ve Selem) doğduğunda putlar baş aşağı düşmüş, kisranın sarayı parçalanmış ve Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)in sahip olacağı kavimlerin sayısınca, on dört kulesi yıkılmıştır. Ateşperestlerin binlerce senedir sönmeden yanan ateşleri sebepsiz yere sönmüş, Save gölü beklenmedik şekilde kurumuştur.
Mevlâ Te’âlâ o habibini bütün kulları arasından seçmiş ve onu bütün mahlûkâta takdim etmiştir. O’nun devletinin günleri, bayram günleri ve düğün geceleri gibidir. O, bütün ümmetler hakkında umûmî bir rahmet olup, havas ve avam nazarında O’nun kadr-u kıymeti çok yücedir.


Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Selem)in amcası Ebu Talip, Efendimizi Hatice validemizle evlendirirken, Haşimoğulları ve Kureyş’in huzurunda okuduğu hutbesinde şöyle demiştir:
“Bizi, İbrahim (Aleyhisselâm)ın zürriyetinden, İsmail (Aleyhisselâm)ın neslinden, Mudar ırkından kılan, evinin bakıcıları haremin gözcüleri yapan, bize herkes tarafından kastedilen bir ev ve emniyetli bir harem veren ve bizi insanlar üzerine hâkimler kılan Allah’a hamd ederim! Sonra benim kardeşimin oğlu bu Muhammed İbni Abdillah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) Kureyş’den hangi delikanlı ile tartılsa mutlaka ağır gelir, bundan sonra da vallâhi onun için büyük bir haber ve yüce bir rütbe vardır.”2


İbni Abbas (Radıyallâhü Anhüma)dan rivâyet edildiğine göre Âdem (Aleyhisselâm) yaratılmadan iki bin sene evvel Kureyş kabilesi Allâh-ü Te’âlâ’nın huzurunda bir nurdu, o nur tesbih ediyor, melekler de onun tesbihiyle tesbih ediyorlardı. Allâh-ü Te’âlâ Âdem (Aleyhisselâm)ı yaratınca o nuru onun sulbüne koydu.
Rivâyete göre Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in dedesi Abdülmuttalip, bir kere “Hicr” (altınoluğun altın)da uyurken korkuyla uyandı. Hazreti Abbas (Radıyallâhü Anh) buyurdu ki, “Ben onun peşine düştüm ve ben o gün denileni anlayacak çağda bir çocuktum. O, Kureyş’in, kâhinlerine gelerek rüyasını şöyle anlattı. ‘Ben rüyamda gümüşten bir zincirin sanki sırtımdan çıktığını gördüm. Onun ucu gökyüzüne ulaştı, bir ucu da yerin altındaki toprağa geçmişti. Ben o zincire bakarken bir anda o nurlu yemyeşil bir ağaca dönüştü, o sırada iki piri fani yanıma geldi. Ben onlardan birine ‘Sen kimsin?’diye sorduğumda ‘Ben Rabbülâlemin’in nebîsi Nûh’um’ dedi. Öbürüne ‘Sen kimsin?’ diye sorduğumda ‘Ben, Rabbülâlemin’in Halîli, İbrahim’im’ diye cevap verdi. Sonra ben uyandım.
Bu rüyayı dinleyen Kureyş kâhinleri “Senin rüyan doğruysa elbette sulbünden öyle bir Nebî çıkacak ki, göklerdekiler ve yerlerdekiler ona îman edecek. O zincir O’nun ümmetinin ve yardımcılarının çokluğuna ayrıca zincirin halkaları birbirine girdiği için onların kuvvetli olacaklarına delâlet etmektedir. O zincirin ağaca dönüşmesi, O peygamberin işinin yerleşeceğine ve şânının yüceliğine işaret etmektedir. (O, iki piri görmenin manasına gelince), Nuh (Aleyhisselâm)ın kavmi helâk olduğu gibi, ona inanmayanlar da kısa bir zamanda helâk olacaklar, İbrahim (Aleyhisselâm)ın milleti (dini)de onunla parlayacaktır.” diye tabir ettiler.
Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in Huneyn günü söylediği: “Ben Peygamberim yalan yok, Ben Abdülmuttalib’in oğluyum”3 sözü de bu rüyaya işaret etmektedir.
Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) bu sözüyle sanki dedesinin gördüğü rüya ile iftihar ederek, “İşte ben o rüyayı gören zatın oğluyum” demek istemiştir. Zira o rüyada Efendimizin nübüvvetinin ve davasının yüceliğinin işaretleri vardır.
Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in şerefli evsâfının ve güzel ahlâkının derecelerinin sonu yoktur. Ancak iş; kişinin, O’nun sevgisiyle dolup taşması ve gerçekten O’nun ümmetinden olabilmesi için, O’nun sünneti seniyyesine uymuş olmasındadır.
Allâh-u Te’âlâ bizleri, Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in sünnetine hakkıyla ittiba etmeye muvaffak kılıp şefaatine nail eylesin. Âmin!



--------------------------------------------------------------------------------
- DİPNOTLAR-
1- (Âli İmran: 164)
2- (Ruhul Beyan: 2/120-121)
3- (Buhari, Cihad: 52)

Siz bu yazıyı okuyan counter şanslı kişiden birisiniz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

1 9