Burada nakledeceğimiz bereketle
ilgili mucizelerin her birisi sahih hadis kaynaklarından farklı farklı
rivayetçilerden günümüze kadar ulaşmıştır. Bu mucizeler genellikle kalabalık
cemaatler içerisinde vuku bulmuştur. Mucizeye tanık olanların hepsi yerine,
daha çok manen bu işle vazifeli olanlar bu mucizeleri nakletmişlerdir. Çokça
hadis nakleden sahabelerin ortak özelliklerini belirtirsek bu “manen
vazifeli” demenin ne olduğu daha iyi anlaşılır:
1. Allah Resulü’nün (asm) sürekli
yanında ve hizmetinde bulunanlar (Enes bin Malik, Ebu Hureyre, Hazreti Ali ve
Hazreti Ayşe başta olmak üzere diğer eşleri gibi…)
2. Allah Resulü’nden (asm) özel
olarak İslami eğitim alanlar. (Suffe Ashabı gibi)
3. Hafızası kuvvetli olanlar ve
yazı işiyle bizzat vazifeli olanlar. (Ebu Hureyre, Abdullah bin Amr gibi)
4. Yakın dostları ve akrabalık
bağları olanlar. (Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali
gibi…)
Dolayısıyla burada akla “Neden
yüzlerce insanın huzurunda olduğu nakledilen bir mucize, sadece birkaç
rivayetçiden rivayet edilmiş? Hâlbuki yüzlerce sahabe aynı hadiseyi
nakletmeliydiler?..” şeklinde bir soru gelmemelidir. Çünkü bu işte manevi
vazifeli olanlar varsa onlar naklederdi. Mucizeye tanık olan diğer sahabelerin
itiraz etmemesi, onların da bunu kabul ettikleri anlamına gelmektedir. Çünkü en
küçük bir yalan veya hata olsa, yalana hiç tahammülü olmayan sahabeler hemen
itiraz ederlerdi. Yalanlama olmadığına göre nakledilen rivayetlerin sıhhatinden
şüphe etmemeliyiz. Örneğin “Sâ’ denilen dört avuç bir yiyecekten yetmiş adam
yemişler, tok olmuşlar.”[1] naklediliyor. O
yetmiş adam bu rivayeti anlatan sahabelerin sözünü işitiyor ve yalanlamıyorsa
sükûtla tasdik ediyorlar demektir. O yüzden bu rivayetler aslında sadece rivayet
edenler tarafından değil, o mucizeye tanık olan bütün sahabelerin ortak
rivayeti gibi değerlendirilmelidir.