Gazete Vatan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazete Vatan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

'Bu Vatan Bölünmeyecek' - Cübbeli Ahmet Hoca Efendi

Mahmud Efendi Hazretleri söyledi
 
Biz Suriye’den gelen muhacirlere acıdık, kucak açtık onları vatanımıza kabul ettik. Bu yüzden Allah da bize acıyacak ve vatanımızı böldürmeyecek diye düşünüyorum. Mahmud Efendi Hazretleri de bana “Bölünme yok” diye konuştu.
Allah’ım bize güzel ensarlık yapabilmeyi nasip eylesin. Hükümetimiz bu işte hassas oldu. 
Gelenleri hep aldı, kabul etti, yerleştirmeye gayret ettiler. Bundan dolayı ben hep dua ediyorum. Hükümete de, özellikle Tayyip Bey’e çok dua ediyorum. Kaç milyon muhacir oldu. Maddi olarak da sıkıntı oldu. Bu duayı hak ettiler. 
Bakın teröristler bizim de vatanımızı bölmeye çalışıyor. Askerimiz, polisimiz canlarını vatan için, din için, Allah için feda ediyor. Ben öyle düşünüyorum ki bu hainler, bu şerefsizler bu vatanı böldüreceklerdi. İyi de bir plan yapmışlardı. Bölünme planları da hazırdı.  Ama biz acıdık, Allah da bize acıdı diye düşünüyorum. Bu muhacirlere, bu gariplere, bu fakirlere hükümetimizin, devletimizin kucak açmasından dolayı. 
KIYMETLİ ECDADIN TORUNLARI
Koca Almanya 60-70 bin kişi alırım diyor. Koca ülkeler 50-100 bin kişi zor alırım diyor. Onlar da senelerce ittiler, almadılar. Haberlerde durumları görüyorsunuz. Macaristan’da kameramanın yaptıklarını. Çelme takıp çocuğuyla giden mülteciyi düşürüyorlar. Çoluk, çocuğa tekme atıyorlar. Bir de bizim Türk askerinin karşılamasına, istikbaline bakın. Ben haberlerde sürekli takip ediyorum. Onların o çocukları kucaklarına almaları, sevmeleri, o sıcakta gelenlere su vermeleri, küçük çocukların ağızlarına su vermeleri, ailelere ikramları… İnsan evladı ya Türk askeri, insan evladı! Kıymetli ecdadın ahfadı yahu. Evlad-ı Fatihan yani. 
BİR GÂVURLARA BİR DE BİZİM ASKERE BAKIN
Onlar da orada güneşin altında, zor şartlarda saatlerce görev yapıyorlar. Yine de nasıl kol kanat geriyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar, ikram ediyorlar. Son gördüğüm haberlerde ne kadar çok duygulandım.  Şu gâvurların yaptıklarına bak, bir de bizim askerlerimizin yaptıklarına. Elhamdülillah. Şimdi Allah-u Teâlâ bu vatanı bize bağışlamaz mı? Ben bağışlar diye düşünüyorum. Ve böldürmez ve böldürmeyecek. Ben Mahmud Efendi hazretlerine bunu sordum. Kaç ay evvel “Bölünme tehlikesi çıkıyor” dedim. Bana “Bölünme yok” dedi. Bu söz Allah’ın izniyle, Allah’ın sözüdür. Buhari’de, en sahih hadiste “Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum.” (Buhârî, Rikak 38.) buyuruyor. 
Böyle bir makamda Mahmud Efendi hazretleri. Tabi ki bu insan senin benim gibi normal bir vatandaş değil yani. “Bölünme yok” dedi. Biz o zamandan beri rahatız Elhamdülillah. 
KARŞINDA ERMENİ VAR
Bu Çözüm Süreci’ni çok kötü istismar ettiler. Hükümet iyi niyetle bu işe başladı, başlattı. Belki bir sulh olur, barış olur, salah olur diye iyi niyetle başlattı ama karşında Ermeni var, karşında zındık var, karşında İsrail var, Yahudi var. Karşında Müslüman Kürt yok ki. Geçen haberlerde rastladım. Adam haç çıkarıyor. 
PKK’lı geberirken haç çıkarıyor yahu. Müslüman Kürt olabilir mi bu? Haçla ne işi var bunun? Adamlar telsizlerden “1915’in intikamı alacağız” diyor. 1915 ne? Ermeni çetelerinin Osmanlı memleketinden tehciri, sürgün edilmesi. 
Yine Osmanlı memleketindeler ama yerlerinden tehcir ediliyorlar. 
Neden? Çünkü Erzurum’da, Kars’ta birçok şehirde, ilçede Müslümanları çoluk, çocuk hepsini şehit ettiler. 
Toplu mezarlara gömdüler, tecavüz ettiler. 
Bu Ermeniler neler ettiler, neler. Ayette öldürme izni de var ama ecdadımız öldürme tarafını tercih etmeyip, “Bari sürgün olsunlar da oradaki Ermeni çetelerinin yararlandığı bölgelerdeki düzenleri bozulsun” diyerek, altyapılarını dağıtmak için yaptı bunu Osmanlı ecdadımız. Haklıydılar, meşruydular. 
GiDECEK YERiMiZ YOK
Şimdiki PKK’nın ne alakası var bununla. Ben Kürdüm diyen adam “1915’in intikamını alacağız” diyor. Yani “Ben Ermeniyim” demek istiyor.  Müslüman Kürt’ün ne alakası var bu işle. O zaman Hamidiye alayları vardı. Osmanlı o bölgedeki Kürtlerden oluşturduğu askerlerle bu işi yaptı. Kürt askerler de Osmanlı’ya tabiydi. Osmanlı’da her sınıf vardı. Onların tehcirinde bu düzeni, bu nizamı Kürtler yaptı. Dolayısıyla burada Kürtlere bir zarar gelmedi ki. Ama adam “1915’in intikamı” diyor. Ha o zaman desene “Ben Ermeniyim” diye. 
SON VATAN PARÇASI
İşte Burhan Kuzu abimiz geçenlerde “Hepsi sünnetsiz” dedi. Tabi benim de bildiğim şeyler bunlar. Bizim Müslüman Kürt ile ne derdimiz olabilir? 
Ne alakası olabilir? Geçen bir sohbeti sırf buna ayırdım. “Bizde bu kelle varken, bunlarda da bu para varken çok şaplak yeriz” dedim. Çünkü gâvur durmuyor,  parasını pulunu sarf ediyor. Müslüman Türk milletini zaafa uğratmak, vatanımız böldürmek istiyor. Son vatan parçası burası. 
Biz buradan nereye gidebiliriz? Ben şahsen kaç defa hapislere girdim, çıktım. 3 defa girip, çıkmışlığım var. Başıma ne tehditler geldi. Hiçbir yere gidecek halimiz yok yani bizim. Bazıları gidebiliyor, edebiliyor. Ben çıkamam bu vatandan. Ne olursa olsun burada olsun. Ne yapalım yani? Tek vatanımız var. 
MAHŞER SABAHINA KADAR
Vatan sevgisi imandandır. Şimdi bu asker, polis vatanı müdafaa için canını veriyor, seve seve feda ediyor. 
Hadis-i şerifte “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler (Allah ve melekler) de size merhamet etsin” (Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16) buyruluyor. Yerdekiler kim? İşte aç, açık,  muhacirler. Esed sürekli bombalıyor. Türkiye bunlara acıyor, Allah da bize acıyacak ve vatanımızı böldürmeyecek. İnşallah bu millet bu vatanda mahşer sabahına kadar İslam, Kur’an ile abad olacak. Biz buna hem dua edeceğiz dua ile kalmayacağız tebliğ edeceğiz, davet edeceğiz. Şehitlerimize destek vereceğiz. 
ÖLÜME TERK EDEMEZDİK
Suriye politikasını eleştirenleri eleştiriyorum. Çünkü mecbursun. Milyonlar kapıya dayanmış. Bunları almamak ölüme terk etmek demekti. 
Tayyip Bey’in açıkladığına göre 4 Milyar Dolar’ı geçmiş bunun maliyeti. 450 milyon Doları mı ne dışardan gelen yardımmış. Geri kalanın tümü bizim devletimizin, milletimizin imkânlarıyla yapıldı. Allah-u Teâlâ bu kadar merhamet eden bir devlete, bir millete bu kadar zeval vermeyecek inşallah. Ve bu millet bu vatanda kaim olacak, payidar olacak.
 
http://www.gazetevahdet.com/bu-vatan-bolunmeyecek-3531yy.htm
 
 
 

Receb-i Şerefin Namazları


Her kim recebde, Kur’ân’dan kolayına gelen (sûreler)le elli (rekat nâfile) namaz kılarsa,  Allâh-u Teâlâ ona çiftler ve tekler adedince insan tüyleri ile hayvan kılları sayısınca (sevap ve) haseneler yazar.

Re­ceb ayı­nın ba­şın­da, or­ta­sın­da, so­nun­da ve ba­zı gün­le­rin­de kı­lın­ma­sı mak­bul olan bir­çok na­maz var. Ha­dis-i şe­rif­ler­le sa­bit ol­du­ğu üze­re bu mü­ba­rek ay­da kı­lı­na­cak bu na­maz­lar, mü­min kul­la­ra ahi­ret ha­ya­tı­nı kur­ta­ra­cak se­vap­lar ka­zan­dı­rır.

3-4-5, 13-14-15 VE 23-24-25’İN­DE KI­LI­NA­CAK H­CET NA­MA­ZI

Emî­rü­’l-mü­mi­nîn Ali ib­ni Ebî Tâ­lib (Ker­re­mal­lâ­hu Vec­he­hû)dan nak­le­di­len ve Üveys el-Ka­ra­nî (Vey­sel Ka­râ­nî)nin na­ma­zı di­ye bi­li­nen bu ha­cet na­ma­zı­nı baş­lık­ta ge­çen gün­le­rin bi­rin­de kıl­mak is­te­yen ki­şi ge­ce­den oru­ca ni­yet eder ve zik­ro­lu­nan gün­ler­de oruç­lu olur, iş­rak­tan son­ra gu­sül ab­des­ti alır, kim­sey­le ko­nuş­maz. Ze­val­den ön­ce (kuş­luk vak­tin­de) dört re­kat­ta bir se­lam ve­re­rek on iki re­kat kı­lar, ilk dört re­kat­ta Fâ­ti­ha­’dan son­ra Ku­r’­ân-ı

Ke­rî­m’­den ko­la­yı­na ge­len âyet-i ke­rî­me­le­ri okur, bu dört re­ka­tı bi­ti­rin­ce yet­miş ke­re: “Ger­çek var­lık olan ve her  şe­yi açı­ğa çı­ka­ran o yü­ce pa­di­şah Al­lâh-u Te­âlâ’­dan baş­ka ilah yok­tur. Onun ben­ze­ri hiç­bir şey yok­tur. Hak­kıy­la işi­ten de gö­ren de O’­du­r” zik­ri­ni söy­ler.

MURADI YERİNE GELİR

İkin­ci dört re­ka­tın her re­ka­tın­da Fâ­ti­ha­’dan son­ra üç ke­re Nasr Sû­re­si­’ni okur, se­lam­dan son­ra ise yet­miş ke­re: “En güç­lü yar­dım­cı ve en iyi yol gös­te­ri­ci olan Al­lâh! ‘An­cak Sa­na kul­luk ede­riz ve an­cak Sen­den yar­dım di­le­ri­z’ âyet-i ke­rî­me­si­nin hak­kı için (dua­mı ka­bul et)” du­ası­nı okur.  Üçün­cü dört re­kat­ta ise Fâ­ti­ha­’dan son­ra üç ke­re İh­las Sû­re­si­’ni okur, se­lam­dan son­ra yet­miş ke­re Elem­neş­rah Sû­re­si­’ni okur, son­ra sağ eliy­le göğ­sü­nü sı­vaz­la­ya­rak sec­de­ye va­rır ve ora­da hâ­ce­ti­ni Al­lâh-u Te­âlâ’­dan di­ler, han­gi hâ­ce­ti olur­sa ol­sun Al­lâh-u Te­âlâ’­nın lüt­fu ke­re­miy­le el­bet­te o mu­ra­dı ye­ri­ne ge­ti­ri­lir. (Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn, el-Ce­vâ­hi­ru­’l-hams, sh:55-56)

RE­CEB-İ ŞE­RέFİN YA­RI­SI­NIN NA­MAZ­LA­RI

Enes (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)dan mer­fû­an ri­va­yet edi­len bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:

 “Her kim re­ce­bin ya­rı (on be­şin­ci) ge­ce­sin­de on dört re­kat kı­lar; her re­kat­ta, bir Fâ­ti­ha, yir­mi İh­lâs, üçer ke­re de Fe­lak ve Nâs sû­re­le­ri­ni okur. Na­ma­zı­nı bi­ti­rin­ce ba­na on ke­re sa­lât okur son­ra da otu­zar ke­re tes­bih, hamd, tek­bir ve teh­lil de bu­lu­nur­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ ona, se­vap­la­rı­nı yaz­mak, Fir­devs (cen­ne­tin)de ken­di­si için ağaç­lar dik­mek üze­re bin me­lek yol­lar.

O ge­ce­ye ka­dar yap­tı­ğı bü­tün gü­nah­la­rı si­ler, bir da­ha­ki se­ne­ye ka­dar üze­ri­ne hiç­bir gü­nah yaz­maz. Bu na­maz­da oku­du­ğu her har­fe kar­şı­lık, ken­di­si­ne ye­di yüz ha­se­ne ya­zar, her ru­kû ve sec­de­si­ne kar­şı­lık cen­net­te ona ye­şil ze­ber­ced­den on kasr (köşk) bi­na eder.

Her re­ka­ta mukabil, cen­net­te ona kır­mı­zı yâ­kut­tan on şe­hir ve­rir. Bir me­lek ge­lip, eli­ni omuz­la­rı ara­sı­na ko­ya­rak: ‘Geç­miş gü­nah­la­rın mu­hak­kak ba­ğış­lan­dı, ame­li­ne ye­ni­den baş­la­’ der.” (Cû­zekānî, Sü­yû­tî, el-Le­’â­lî, 2/57)  Re­ce­bin ya­rı (on be­şin­ci) ge­ce­si, bir Fâ­ti­ha, on İh­lâs ile yüz re­kat kı­lı­nıp, pe­şi­ne bin ke­re is­tiğ­far­da bu­lun­mak, gü­nün­de de bir Fâ­ti­ha ve bir İh­las ile el­li re­kat kıl­mak teş­vik edi­len amel­ler­den­dir. (Mu­ham­med en-Nâ­zi­lî, Ha­zî­ne­tü­’l es­râr, sh:67)

İS­TİF­TAH GE­CE­Sİ NA­MA­ZI

Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn Haz­ret­le­ri­’nin nak­li­ne gö­re; re­ce­bin on be­şin­ci ge­ce­si beş se­lam­la on re­kat kı­lı­nır, her re­kat­ta Fâ­ti­ha­’dan son­ra otuz ke­re İh­las Sû­re­si oku­nur, na­maz bi­tin­ce yüz ke­re: ‘Es­tağ­fi­rul­lâ­h’ de­ni­le­rek Al­lâh-u Te­âlâ’­dan mağ­fi­ret ta­lep edi­lir. (Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn, el-Ce­vâ­hi­ru­’l-hams, sh:57)

ON BE­ŞİN­Cİ GÜN NA­MA­ZI

Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn Haz­ret­le­ri­’nin nak­li­ne gö­re; re­ce­bin on be­şin­ci gü­nü iş­rak­tan son­ra yir­mi beş se­lam­la el­li re­kat kı­lı­nır, her re­kat­ta Fâ­ti­ha­’dan son­ra bi­rer ke­re İh­las ve Mu­av­vi­ze­teyn (Fe­lak-Nas) sû­re­le­ri oku­nur, da­ha son­ra sec­de­ye va­rı­la­rak şu du­a oku­nur:  

 “Ey Al­lâh! Yal­nız Se­nin için na­maz kıl­dım, an­cak Sa­na sec­de yap­tım, sa­de­ce Sa­na iman et­tim, bir tek Sa­na te­vek­kül et­tim, o hal­de Sen be­nim Se­nin hu­zu­run­da al­çal­ma­ma, yüz üs­tü ka­pan­ma­ma, yal­nız kal­ma­ma, bo­yun kır­ma­ma, yal­va­rıp ya­kar­ma­ma, şaş­kın­lı­ğı­ma, ih­ti­yaç ve za­ru­re­ti­me acı da, dert­le­rim­den bir çı­kış ve kur­tu­luş ba­na na­sip et. Ey acı­yan­la­rın en mer­ha­met­li­si! Rah­me­tin­le (dua­mı) ka­bul ey­le!” (Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn, el-Ce­vâ­hi­ru­’l-hams, sh:57)

BA­ŞI, OR­TA­SI VE SO­NUN­DA KI­LI­NA­CAK NA­MAZ­LAR

Sel­man (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)dan ri­va­ye­te gö­re, re­ceb hi­la­li be­lir­di­ğin­de, Ne­bî (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) ona şöy­le bu­yur­du:

 “Ey Sel­man! Her­han­gi bir iman­lı ka­dın ve­ya er­kek bu ay­da otuz re­kat kı­lar; her re­kat­ta, bir ke­re Fâ­ti­ha, üçer ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn sû­re­le­ri­ni okur­sa, mut­la­ka Al­lâh-u Teâ­lâ on­dan gü­nah­la­rı­nı si­ler, ayın ta­ma­mı­nı oruç tut­muş gi­bi ken­di­si­ne ecir ve­rir, ge­le­cek se­ne­ye ka­dar (de­vam­lı) na­maz kı­lan­lar­dan (sa­yıl­mış) olur.

Ken­di­si için her gün, Be­dir şe­hid­le­rin­den bir şe­hid ame­li yük­sel­ti­lir. Her gü­nün oru­cu­na mukabil onun için, bir se­ne­lik iba­det ya­zı­lır. Onun için bin de­re­ce yük­sel­ti­lir.

ATEŞTEN KURTARIR

Eğer ayın tü­mü­nü tu­tup bu na­ma­zı da kı­lar­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ onu ateş­ten kur­ta­rır, cen­ne­ti ken­di­si­ne va­cip kı­lar ve Al­lâh-u Te­âlâ’­nın (ma­ne­vi) ci­va­rın­da (mak­bul­ler­den) olur.

Cib­ril ba­na bu­nu bil­dir­di ve: ‘Yâ Mu­ham­med! Bu (na­maz) si­zin­le, müş­rik ve mü­nâ­fık­lar ara­sın­da bir alâ­met­tir, çün­kü mü­na­fık­lar bu­nu kı­la­maz­la­r’ de­di.”

Bu­nun üze­ri­ne Sel­man (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) bu na­ma­zı na­sıl ve ne za­man kı­la­ca­ğı­nı so­run­ca, Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­du:

“Ey Sel­man! Ayın ba­şın­da on re­kat kı­lıp; her re­kat­ta bir Fâ­ti­ha, üç ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn sû­re­le­ri­ni okur­sun. (Son) se­la­mı­nı ve­rin­ce, el­le­ri­ni kal­dı­rıp: ‘Al­la­h’­tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur. O tek­tir, hiç­bir or­ta­ğı yok­tur. Mülk O’­na âit­tir, hamd O’­na mah­sus­tur, di­ril­tir ve öl­dü­rür, Ken­di­si ise dâi­ma di­ri­dir, hiç öl­mez.

Bü­tün ha­yır­lar, O’­nun (kud­ret) elin­de­dir. O her şe­ye hak­kıy­la gü­cü ye­ten­dir.

Ey Al­lâh! Se­nin ver­di­ği­ne hiç­bir en­gel yok­tur, en­gel­le­di­ği­ni de ve­re­cek bi­ri yok­tur. Zen­gin­lik sa­hi­bi­ne, ser­ve­ti Sa­na kar­şı ya­ra­maz!’ der­sin.  Son­ra el­le­ri­ni yü­zü­ne sür.

YÜZÜNÜ MESHET

Ayın or­ta­sın­da da on re­kat kı­lıp; her re­kat­ta bir Fâ­ti­ha, üç ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn Sû­re­le­ri­ni okur­sun. (Son) se­la­mı ve­rin­ce, el­le­ri­ni kal­dı­rıp:  ‘Al­la­h’­tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur. O tek­tir, hiç­bir or­ta­ğı yok­tur. Mülk O’­na âit­tir, hamd O’­na mah­sus­tur. Di­ril­tir ve öl­dü­rür. Ken­di­si ise dâi­ma di­ri­dir, hiç öl­mez. Bü­tün ha­yır­lar, O’­nun (kud­ret) elin­de­dir. O her şe­ye hak­kıy­la gü­cü ye­ten­dir. O Vâ­hid, Ehad, Sa­med, bir ve tek ilâh­tır, eş ve ço­cuk edin­me­miş­ti­r’ deyip, son­ra­sın­da el­le­rin­le yü­zü­nün üs­tü­nü mes­het.

Ayın so­nun­da da on re­kat kı­lıp; her re­kat­ta bir Fâ­ti­ha, üç ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn sû­re­le­ri­ni okur­sun. (Son) se­la­mı ve­rin­ce, el­le­ri­ni kal­dı­rıp:

 ‘Al­la­h’­tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur. O tek­tir, hiç­bir or­ta­ğı yok­tur. Mülk O’­na ait­tir, hamd O’­na mah­sus­tur. Di­ril­tir ve öl­dü­rür. Ken­di­si ise dâi­ma di­ri­dir, hiç öl­mez. Bü­tün ha­yır­lar, O’­nun (kud­ret) elin­de­dir. O her şe­ye hak­kıy­la gü­cü ye­ten­dir.

Al­lâh-u Teâ­lâ, Efen­di­miz Mu­ham­med (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)e ve te­miz Ehl-i Bey­t’­ine sa­lât et­sin.

SIRATTAN GEÇİŞ İZNİ

O çok yü­ce ve pek bü­yük Al­lâh-u Te­âlâ’­nın yar­dı­mı ol­ma­dan (hiç­bir şe­ye) güç ve kuv­vet yok­tu­r’ de ve di­le­ği­ni is­te, du­ân ka­bul edi­lir.  Al­lâh-u Teâ­lâ se­nin­le ce­hen­nem ara­sı­na, her bi­ri­nin me­sa­fe­si gök­le yer ara­sı ka­dar ge­niş olan yet­miş hen­dek ko­yar ve her re­ka­ta mukabil sa­na bir mil­yon re­kat ya­zar, ay­rı­ca sa­na ateş­ten be­rat ve sı­rat­tan ge­çiş iz­ni ve­rir.”

Sel­man (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) şöy­le an­lat­tı: “Ne­bî (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) bu ha­di­si bi­ti­rin­ce, duy­du­ğum bu ka­dar faz­la mü­kâ­fat­tan do­la­yı Al­lâh-u Te­âlâ’­ya şü­kür için, ağ­la­ya­rak sec­de­ye ka­pan­dım.” (Ab­dülkādir el-Gey­lâ­nî el-Ğun­ye, 1/329-330; Sa­fû­rî, Nüz­he­tü­’l-me­câ­lis, 1/141)

RE­CEB-İ ŞE­RÎF­TE BİR NA­MAZ

Enes ib­ni Mâ­lik (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:

“Her kim re­ceb­de, Ku­r’­ân’­dan ko­la­yı­na ge­len (sû­re­ler)le el­li (re­kat nâ­fi­le) na­maz kı­lar­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ ona çift­ler ve tek­ler ade­din­ce in­san tüy­le­ri ile hay­van kıl­la­rı sa­yı­sın­ca (se­vap ve) ha­se­ne­ler ya­zar.” (İb­ni Asâ­kir, Tâ­rîh-u Me­dî­ne­ti Di­meşk, no:5121, 43/291-292) İb­ni Ab­bâs (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hu­ma)nın ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:

“Her kim re­ceb­den bir gün oruç tu­tar ve on­da, ilk re­ka­tın­da yüz ke­re Âye­te­’l-Kür­sî, ikin­ci re­ka­tın­da yüz ke­re İh­lâs-ı Şe­rîf oku­ya­rak dört re­kat kı­lar­sa, cen­net­te­ki ma­ka­mı­nı gör­me­dik­çe ve­ya bu ken­di­si­ne gös­te­ril­me­dik­çe öl­mez.” (Sü­yû­tî, el-Le­’â­lî, 2/55; İb­ni Ar­râk, Ten­zî­hü­’ş-Şe­rî­‛a, 2/89)  İb­ni Cev­zî­’nin, “Mev­zû­’a­t”­ını tah­kik eden Nû­red­din Bo­ya­cı­lar ho­ca­mız, bu ha­di­sin uy­dur­ma ol­ma­yıp, is­nâ­dı­nın za­yıf ol­du­ğu­nu açık­la­mış­tır. Ba­kı­nız! Ha­dis no:1007, 2/435.

Ayet-i Kerime

Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey mü’minler! Siz de O’na salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.”(Ahzâb, 56)

Hadis-i Şerif

“Allah’a sığınan kimseyi koruyup himaye ediniz. Allah için isteyene veriniz. Size iyilik yapana siz de iyilik yapınız. Şayet verecek bir şey bulamazsanız karşılık vermek istediğinizi göstermek üzere kendisine dua ediniz.”
(Ebû Dâvûd, Zekât 38; Nesâî, Zekât 72)