Dört büyük halîfenin üçüncüsü olan Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’e canıyla-malıyla hizmet etme ve O’na damat olma bahtiyarlığına ermiş güzîde sahâbîlerden biridir. Gerek Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- zamanında, gerek Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer döneminde, gerekse de kendi halîfeliğinde çok büyük hizmetler îfâ etmiştir.
Zi’n-Nûreyn
Peygamber
Efendimiz’in muhtereme kerîmesi Hazret-i Rukıyye ile izdivaç şerefine mazhar olan
Hazret-i Osman, mübârek zevcesinin vefâtından sonra hüzne gark olmuştu.
Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- ona niçin bu kadar mahzun olduğunu sorunca
Hazret-i Osman, teessürünün asıl sebebini şöyle ifade etti:
“–Yâ
Rasûlallâh! Benim başıma gelen, kimsenin başına gelmedi. Kızınız Rukıyye vefât
edince Siz’inle aramdaki hısımlık ve akrabâlık bağı kesilmiş oldu!..”
Yakınlarının,
yeniden dünyâ evine girmesi tekliflerine rağmen Hazret-i Osman âdeta; “–Ben
Allah Rasûlü’nden sonra kimi «kayınpeder» olarak görebilirim ki?! O’nun kızıyla
izdivaçtan sonra kimi nikâhlayayım ki!?” diye düşünüyor ve o mübârek âile ile
bağının kesilmesinden derin bir ıztırap duyuyordu.
Hazret-i
Osman’ın bu hâlini müşâhede eden Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, onun
müstesnâ muhabbet ve bağlılığından ziyâdesiyle memnun oldu. Ardından da küçük
kızı Ümmü Gülsüm’ü ona nikâhladı. Bir müddet sonra Ümmü Gülsüm vâlidemizin de
vefât etmesi üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
“Şayet
üçüncü bir kızım daha olsa muhakkak onu da sana verirdim.”[33] buyurarak Hazret-i Osman’a olan
husûsî muhabbetini izhâr etti.
Zîrâ âlim,
ârif, nâzik, cömert, rakîk kalpli, yumuşak huylu, hayâ sâhibi, gönül ehli,
mütevâzı ve sevilen bir insan olan Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-, Allah
Rasûlü’nün ifadesiyle; “ashâb içinde huyu en çok kendisine benzeyen sahâbî”
idi.[34] Yine ashâb içinde Hazret-i Osman’dan daha güzel söz
söyleyen görülmemişti. Yalnız o da gâyet az ve öz konuşurdu.
Hayâ Âbidesi
Hazret-i
Osman, hayâ duygusu