A´dan Z´ye… ا´den ي´ye… Beşikten mezara kadar öğrenilmesi gereken, kadın-erkek tüm Müslümanlara farz olan ve sonu Cennete varan bir yoldur İlim✦Amel✦İhlas
,,(Ey Resülüm) Muhakkak biz azimüssan sana kevseri(ilm ü amel;dünya ve ahiret
sereflerinden pek cok hayir;Cennet´teki havz-i kevseri verdik).Öyle ise
Rabbinin rizasi icin (verdigi nimetlere sükür olarak)namaz kil ve (Arab´in
mallarinin hayirlisi olan)develerden bogazla (Muhtaclara tasadduk et.)Süphesiz
sonra (Evladsiz,nesli kesik diye)dil uzatandir,hayirsiz nesli kesiki Senin
zürriyetin ve hüsnü zikrin kiyamete kadar bakidir.,,(KEVSER SURESI) Kevserin
manallarina ait rivayetler:
Kevser suresinin sebeb-i nüzülü de bu hadiseyi kuvvetlendirmektedir.Söyle ki
peygamberimiz s.a.v.efendimizin evladi ibrahim vefat ettiginde dediler
ki:Muhammed vefat ederse onun ismi de anilmayacak,bütün nami (nesli) sona
erecektir.
Cünki abdullah isminde erkek cocugu Mekkede Kasim yine Mekkede ibrahim ise
Medinede vefat etmislerdir.
Bu itibarla Peygamberin ismi vefatiyle kesilecektir,dediler.Halbuki yüce mevla
Peygambere bir nesil verdiki kiyamete kadar devam edecek ve güzel vasfi ve
armagani dünya durdukca duracaktir.
Zira haberinde sadiktir.Bütün memleketler peygamberin ümmetleriyle dolup
tasmislardir .
Hadisi serifde peygamber efendimiz Kim namazimizi kilar,kestigimiz kurbani keserse
o bizdendir.Kim kildigimiz namazi kilmaz ve kestigimiz kurbani kesmezse bizden
degildir,buyurmustur.
1.İnnâa
e'taynâakel kevser
2.Fesalli li rabbike ven har
3.İnne şâanieke hüvel ebter
1. Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.
2.Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.
3.Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
Cenâb-ı Allah'ın bütün melekler içinde üstün kıldığı dört büyük melek.
Melek kelimesi Arapça'da "haberci" anlamına gelmektedir. Çoğulu
"melâike" olarak gelmekte ise de, gerek Türkçe'de ve gerekse
Arapça'da çoğul manasına "melek"' olarak da kullanılmaktadır.
Melekler, ruh gibi lâtîf, nûrânî, mahiyetleri Allah katında malum,
varlıkları bizim dünyamıza ait olmayan fakat insanlarla ilgili bir takım
görevleri bulunan varlıklardır. Akıl ve nutukları olup; şehvet ve gadap gibi
beşerî ihtirasları, yemeleri, içmeleri yoktur. Evlenmek, doğmak ve doğurmaktan
uzaktırlar. Çeşitli şekillere girebilirler. Allah'ın emrine asla isyan
etmezler, yerde ve gökte bir takım vazifeler ile meşgul olurlar. Daima Yüce
Allah'ı tesbih ve zikrederler. Meleklerin bu özellikleri için bakınız:
(el-En'âm, 6/9,100; el-Hicr 15/8; el-Fâtır 35/1; el-Meâric 70/4)
Meleklerin sayısı ve her birinin hangi işlerle vazifeli oldukları bizce
malûm değildir. Ancak bunlardan bir kısmı ve vazifeleri Kur'an-ı Kerîm'de ve
Hz. Peygamber'in hadislerinde bildirilmiştir. Bu bilgilere göre"büyük
melekler" olarak tanınan dört melek vardır ki, bunlar: Cebrâil, Azrail,
İsrafil ve Mikâil'dir.
Cebrâil:
Kur'an'da üç yerde "Cibrîl" olarak geçmekte (el-Bakara 2/97, 98;
et-Tahrim 66/4) diğer bazı ayetlerde de kendisinden Rûhu'l-Kudüs ve Rûh olarak
bahsedilmektedir. (el-Bakara 2/87, 253; el-Mâide 5/110).
Vazifesi, Allah'ın emir ve nehiylerini peygamberlerine bildirmektir. Bütün
vahiy onun vasıtasıyla nazil olmuştur.
Cebrâil, bu görevi yerine getirirken peygamberimize çeşitli şekil ve
suretlerde gelirdi. Birçok defa insan şeklinde bu görevini ifa ederdi. İnsan
şekline girdiğinde daha ziyade Dıhye isimli sahabenin kılığında, bazan da
normal bir bedevî olarak gelirdi ki, "Cibrîl hadisi" diye bilinen hadisin
vukûunda Hz. Peygamber'e bu kılıkta gelmiştir.
Cebrâil bu gelişlerinin sadece iki defasında aslî suretinde görünmüştür.
Bunlardan birisi (en-Necm, 53/6-7) ayetlerinin nuzûlünde, diğeri ise yine Necm
suresinin 13. ve 14. ayetlerinin nuzûlü esnasındadır (Tecrid-i Sarih Tercümesi,
IX, 95).
Azrâil:
Kur'an-ı Kerîm'de
"Melekü'l-mevt" ( = ölüm meleği) olarak geçmektedir. " Ey
Muhammed de ki; size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize
döndürüleceksiniz." (es-Secde, 32/11)
Allah'ın emri ve izni ile canlıların, ölecekleri zaman canlarını almakla
vazifelidir.
İsrafil:
Kur'an'da "İsrâfil" olarak ismi geçmemektedir. Ancak, kıyametin
vukûu ile ilgili ayette "(İsrâfil tarafından birinci sefer) Sûr'a
üflenince Allah'ın dilediği (melekler) müstesna göklerde olanlar ve yerde
olanlar bayılırlar (ölürler). Sonra Sûr'a (ikinci defa) üflenince ölüler
mezarlarından kalkıp bakınıp dururlar." (ez-Zümer 39/68) buyurulmakta,
dolayısıyla isim olarak olmasa da bu meleğin vazifesi bu ayetle
belirtilmektedir. Buradan kıyametin ve ahiret gününün yani yeniden dirilmenin
başlangıcında bir Sûr'a üfürme olacağı anlaşılmaktadır ki, bu işle vazifeli
melek İsrâfil (a.s.) dır. Bu görevinden dolayı İsrafil'e "Sûr meleği"
ismi de verilmektedir.
Ayrıca İsrâfil'in, "Levh-i Mahfuz"* da yazılanları okumak ve
ilgili meleğe haber vermekle de görevli olduğu bilinmektedir.
Mikâil:
Kur'an-ı Kerîm'de bir yerde "Mikâil" olarak zikredilmektedir.
(el-Bakara 2/98)
Mikâil'in görevi: yağmurun yağdırılması, rüzgârın estirilmesi ve
mevsimlerin tanzimi gibi tabiat olaylarını Allah'ın emri ve izni ile vukua
getirmektir.
Bu dört meleğin dışında, her insanın yanında bulunan ve daima onun küçük,
büyük, gizli ve aşikâr yaptığı bütün işleri yazan melekler vardır ki, bunlara
"Kirâmen kâtibîn"* denir. Ayrıca öldükten sonra kabirde sual sormakla
vazifeli "Münker* ve Nekir"* melekleri de vardır.
Meleklere inanmak, müslümanlığın iman ve itikat esaslarındandır. İnanmayan,
müslüman olamaz; inkâr eden de dinden çıkar. Zira, Kur'an-ı Kerîm'de meleklerin
varlığından bahsedilmekte, bir kısmının ise bizzat isimleri geçmektedir. Yüce
Allah şöyle buyuruyor: "Her kim Allah'a ve meleklerine ve peygamberlerine
ve Cibrîl'e ve Mikâil'e düşman olursa Allah da kâfirlere düşmandır"
(el-Bakara 2/98). Ayrıca Kur'an'da Fâtır suresinin bir diğer adı da
"Melâike suresi"dir.
Melekler, bilfiil vardır. Onları görememiş olmamız onların yokluğu yolunda
bir delil teşkil etmez. Onların bizim tarafımızdan görülmemesi, farklı bir
şekilde yaratılmış bulunmalarından, vücudlarının rûhânî ve nûrâni olmalarındandır.
Bizim gözümüz ise onları görebilecek şekilde yaratılmamıştır. Nitekim kendi
aklımızı ve ruhumuzu da göremiyoruz, fakat onların varlığına inanıyoruz.
Cübbeli Ahmet Hoca - Melekler Konulu Mektubad Dersi
CUMANIN FARZ OLUŞU
RASULULLAH (S.A.S)’İN KILDIRDIĞI İLK CUMA
CUMA NAMAZININ FARZ OLUŞUNUN DELİLİ
CUMA’NIN FAZİLET VE SEVABI
CUMA’NIN VÜCUBÜNUN ŞARTLARI
CUMA’NIN SIHHATİNİN ŞARTLARI
A - HUTBENİN RÜKÜNLERİ
B - HUTBENİN SIHHAT ŞARTLARI
C - HUTBENİN SÜNNETLERİ
CUMA EZANI
CUMA VAKTİNDE ALIŞ VERİŞİN HÜKMÜ
TAHİYYATÜ’L MESCİD SÜNNETİ
CUMA NAMAZININ İLK SÜNNETİ
CUMA'NIN FARZI
CUMA NAMAZINDA MESBUKUN DURUMU
CUMA NAMAZININ SON SÜNNETİ
CUMANIN FARZ OLUŞU
Cuma namazı Mekke’de farz olmuş,
fakat Medine’de kılınmıştır.
Abdurrezzak, Abd b. Humeyd ve
İbni Mûnzir, İbni Şirin’den şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (s.a.s)
Medine’ye hicret etmeden ve Cuma ayetinin nüzulünden önce Medineli
müslümanlar Cuma namazı kılmışlardır.
Zühri (r.a) şöyle rivayet etti:
“Rasulullah (s.a.s) Medine’yi
teşrif buyurmazdan önce Medine’de ilk Cuma’yi kıldıran Mus’ab b. Umeyr(r.a)
idi.”
Rasulullah (s.a.s) Mekke’de iken
Mus’ab b. Umeyr’e şöyle emretti:
“Cuma günü güneş ortadan kayınca
Medinelilerle Cuma namazı kıl!”