Sehidlerimize Allah´tan Rahmet Ailelerine Sabir Diliyoruz




Şehid, kendisine şahitlik yapılmış, Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş anlamındadır. Şahit manası da vardır. Çünkü Allah katında, ölü değil diridir. Şehid olmak için Müslüman olmak şarttır. Gayri müslim nasıl ölürse ölsün veya öldürülsün şehid olmaz. Hayzlı veya cünüp ölmek şehidliğe mani değildir.
Eshab-ı kiramdan Hanzala cünüp olarak şehid olmuştur. [Gusledecek kadar dahi vakit bulamamış, gazaya katılmıştı.]

Şehid olmak büyük nimettir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, imam-ı Ahmed]

(Deniz savaşında şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.) [İbni Mace]

(Şehid, yakınlarından 70 kişiye şefaat eder.) [Beyheki]

(Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesab, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider.) [Beyheki]

(Karada şehid olanın borçları ve emanetleri hariç, bütün günahları affolur. Denizde, suda boğularak ölen şehidin ise, borç ve emanetleri de dahil bütün günahları affolur.) [Ebu Nuaym]

Şehid, kanının ilk damlasında günahları affolur. Kabir azabından ve Kıyamet korkusundan emindir.
Şehidin, kul haklarından başka bütün günahları affolur. Kul haklarını da, Allahü teâlâ Kıyamette helalleştirecektir. Suda boğularak ölen şehidlerin kul borçları da affedilir. Hak sahipleri, bu şehidden haklarını istedikleri zaman, Allahü teâlâ, (Ondaki haklarınızı benden isteyin) buyuracak, hak sahiplerine alacaklarını fazla fazla verecektir. Şehid de, sorgusuz sualsiz Cennete gidecektir.

Esma'ul Hüsna 9. İsm-i Şerif


 
Arifan Dergisi
 
 

Ehl-i Sünnet Itikadi


 

Her fırka, her grup, benim yolum doğru diyor. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Hadis-i şerifte, müslümanların 73 fırkaya ayrılacakları bildirildi. Bu 73 fırkadan herbiri, İslamiyet’e uyduğunu, Cehennemden kurtulacağı bildirilen bu fırkanın kendi fırkası olduğunu söylemektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak, sevinmektedir.) [Müminun 53 ve Rum 32]

Bu çeşitli fırkalar arasında kurtuluş fırkasının alametini Peygamber efendimiz bildirmiştir:

(Bu fırkada olanlar, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır.) [Tirmizi]

Peygamber efendimiz, kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da söylemesine lüzum olmadığı halde, bunları da söylemesi, (Benim yolum, Eshabımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Eshab-ı kiramın yolunda giden, elbette Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. (C.1, m.80)

Bugün çok kimse de kendilerinin Ehl-i sünnet olduğunu söylüyor. Bu bakımdan Ehl-i sünnet itikadının ne olduğunu bilmek şarttır. Bu bilindikten sonra doğruyu, hakkı bilmek zor olmaz.

Ehl-i sünnet itikadından, önemli olanlardan bazıları şunlardır:

NAMAZIN SIHHAT ŞARTLARI



NAMAZIN VÜCUB ŞARTLARI
NAMAZIN SIHHAT ŞARTLARI
1- Müslüman olmak. Kâfire namaz farz değildir. Rasulullah (s.a.s) Muaz (r.a)’ye şöyle buyurdu:"Kitap ehline gidiyorsun. İlk olarak onları "La ilahe illallah Mûhammeden Rasulullah"a çağır. Kabul ederlerse onlara Allahu Teâlânın bir gece ve gündüzde beş vakit namazı farz kıldığını bildir."
(Buhari)
Bu hadisi şeriften anlaşılıyor ki bir insan ancak islâma girdikten sonra namaz kendisine farz olur.
2- Akıl baliğ olmak.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Üç kişiden sorumluluk kaldırıldı: Uyanıncaya kadar uyuyandan, buluğ çağına erinceye kadar çocuktan,iyileşinceye kadar deliden."
(Ebu Davud, Nesei, İbni Mace, Hakim) Hakim bu hadis iç?n sahih dedi.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Yedi yaşına gelmiş olan çocuğa namaz kılmasını emrediniz. On yaşına vardığı zaman kılmazsa dayak atınız. Ve kendilerini ayrı ayrı yatırınız."
(Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)
3- Namazın vaktinin girmesi.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Şüphesizki namaz müminler üzerine belli vakitlerde farz kılınmıştır."
(Nisa: 103)
4 - Hayız ve nifas (lohusalık) halinde namaz farz değildir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Aybaşı halin. geldiği zaman namazı terket."
(Buhari, Müslim)

O, Ümmet-i Muhammed İçin Nimetlerin En Büyüğüdür

Ahmet Mahmut Ünlü Cübbeli Hocamizin Yazisi Kasr-ı Arifan Dergisinin Nisan 2008 sayısından alıntıdır.





Mevlâ Te’âlâ o habibini bütün kulları arasından seçmiş ve onu bütün mahlûkâta takdim etmiştir. O’nun devletinin günleri, bayram günleri ve düğün geceleri gibidir. O, bütün ümmetler hakkında umûmî bir rahmet olup, havas ve avam nazarında O’nun kadr-u kıymeti çok yücedir.

Kasr-ı Arifan dergimizin bu ay ki sayısının, kâinatın Efendisine tahsis edilmesi hasebiyle; Ehli sünnet dışı görüşlere reddiye mahiyetinde devam ettiğimiz yazı dizisine bu ay ara verip, fendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in anısına bir âyet-i kerimenin tefsirini sizlere arz ediyoruz.

Allâh-u Te’âlâ göndermiş olduğu Resûlünün bizler için ne büyük bir nimet olduğunu, Kur’an-ı kerim’de şöyle beyan ediyor:


“Andolsun ki, içlerinde, kendilerinden, onlara Onun (Allâh-u Te’âlâ’nın) âyetlerini okuyan, onları (bozuk inançlarından ve kötü huylarından) tertemiz eden ve onlara o kitabı (Kur’an-ı Kerim’i) ve hikmeti (Sünneti Seniyyeyi) tam manasıyla öğreten bir peygamber gönderdiği için Allah müminlere (büyük bir) iyilikte bulunmuştur. Hâlbuki bundan önce apaçık bir alâlet içindeydiler.”1