Ramazan-i Serif´in 27. (Yirmiyedinci) Gece Ve Günü
A´dan Z´ye… ا´den ي´ye… Beşikten mezara kadar öğrenilmesi gereken, kadın-erkek tüm Müslümanlara farz olan ve sonu Cennete varan bir yoldur İlim✦Amel✦İhlas
Kadir Gecesi
Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti,
üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahü
teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu
mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:
"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne
olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede,
Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.
O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar."
Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:
"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse,
geçmiş günahları bağışlanır."
"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini
almıştır."
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua
edeyim? Şöyle buyurdu:
-Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen
affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:
"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda)
Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar
namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha
kıymetlidir."
Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı
Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz
kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua ederse güzel olur.
İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki: "Kadir gecesini görene,
saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği
kimseler nail olur."
Kadir Gecesi Geçmişmidir Yoksa Tekrar Etmekte midir?
Kadir gecesi, meşhur olduğu üzere, Kur'ân'ın nazil olduğu veya sabahında
Bedir zaferinin vuku bulduğu gece olduğuna göre o bir defa olmuş geçmiştir. Her
sene Ramazan'da olacak olan onun şeref ve hatırasıdır, demek olur. Nitekim
bazıları onun bir defa olup kalktığını kabul etmişlerdir. Fakat Kadir gecesi
onlardan dolayı değil, onlar Kadir gecesine rastlamış olduğuna göre de Kadir
gecesi bütün sene içinde gizli olup, en çok Ramazan'da ve en çok son onunda ve
en çok yirmi yedinci veya sonuncu gece olması ihtimali en galip bulunan mübarek
bir takdir gecesi olarak tekrar eder ki, bilinen, çoğunluğun görüşü de budur.
Kadir Gecesi Her Sene Ramazanın Aynı Gününe mi
Geliyor?
Hayır. Allahü teâlâ, Kadir gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli
günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın
yedisine koyabilir, Kadir gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın
belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok,
gece ile ilgisi var. Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde Kur'an-ı kerim inmiş
ise, bu sene de Kadir gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki bu
mübarek gece Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer
geceler ayla ilgili, Kadir gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü
teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir gecesi olabilirdi.
Kur'an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık.
İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor.
İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor.
Kadir Gecesi Olduğu Nasıl Anlaşılır?
Denizlerin suyu bir an tatlılaşır.
Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Bulut yoktur.
Yağmur ve rüzgar yoktur.
Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar.Yükselinceye kadar sanki büyük
bir tabak gibidir.
Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur.
Kadir gecesinin, Ramazanı şerifin 20.sinden sonraki
tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadis şerifler varid olmuştur.
Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.
İmamı Şa'rani Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazanı
şerifin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir. İmamı Şarani Hazretleri 30 sene Kadir gecesiyle bu
tarife göre müşeref olmuşlardır. Bir çok Allah dostuda bu usulle Kadir gecesini
bulmuşlardır.
Pazar günü girerse 29.gece, Pazartesi girerse
21.gece, Salı girerse 27.gece, Çarşamba girerse 19.gece, Perşembe
girerse 25.gece, Cuma girerse 17.gece, Cumartesi girerse 23.gece.
Kadir Gecesinin 27.Gecedir Diyenlerin Delilleri
Ulemanın ekserisi "Leyle-i kadir ramazan ayının yirmi yedinci
gecesidir." demişlerdir. Bu görüşün sahibi bulunan ilim adamları delil
olarak şu hadis-i şerifi göstermektedirler: "Leyle-i Kadir, yirmi yedinci
gecedir."
Bu nakli delile ilaveten akli bir delil ile mevzûu daha belirgin hale getirmek istiyorum. Süre-i celilede (Kadir Suresi) "Leylet'ül Kadri" lafzı üç yerde geçmektedir. Bu lafzın harfleri dokuz tanedir. Bu sayıyı üçle çarptığımız zaman çıkan yekün de yirmi yediyi göstermektedir.
Her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır bilmek
Din adamlarının bazısı, leyle-i kadrin senenin günleri
içinde gizlenmiş olduğunu söylemişlerdir. İhmalkarlık yapmasınlar ve diğer
geceleri de ihya etsinler diye bu gecenin gizlendiğini ifade etmişlerdir.
Hızır aleyhisselam da gizlenmiştir. İlim adamlarına ve
zahid kimselere gösterilen alaka, fukara ve gurebaya da gösterilmelidir. bu
ihitimalden dolayı:
"Her geceyi kadir bil, her gördüğünü Hızır
bil" denilmiştir.
Cenab-ı Hak bu geceyi hakkıyla ihya eden kullar
arasına bizleri de ilhak eylesin ve bizi zatına kul ve Habine ümmet olma
şerefinde daim eylesin.
Kadir Gecesini nasıl ihya edeceğiz?
Yatsı namazında zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
Bir iki sayfa Kur'an-ı kerim okumalı.
Az da olsa sadaka vermeli.
Bu gece 4 rekat Kadir Gecesi Namazı kılınır.
1.rekatta
|
:
|
1
|
Fatiha
|
3
|
İnna enzelnâhü
|
||
2.rekatta
|
:
|
1
|
Fatiha
|
3
|
İhlası Şerif
|
||
3.rekatta
|
:
|
1
|
Fatiha
|
3
|
İnna enzelnâhü
|
||
4.rekatta
|
:
|
1
|
Fatiha
|
3
|
İhlası Şerif
|
Namazdan sonra 1 defa:
Allahü ekber Allahü ekber La ilahe illalahü vallahü ekber Alahü ekber
ve lillahil hamd.
100 defa Elem neşrah leke, 100 defa İnna enzelnâhü
100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hazret-i Âişe (r.a.)
Vâlidemiz'e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:
Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni, okunup dua
yapılır.
Mümkünse, kandil gecesi olması sebebiyle bir de TESBİH NAMAZI kılınır.
Mümkünse, kandil gecesi olması sebebiyle bir de TESBİH NAMAZI kılınır.
…ve bir müjde ile noktalıyalım:
"Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini
ihyâ etmiş gibi sevâb kazanır"
hadîs-i şerîfini düşünülerek, sık sık vâki olan 27. gece ihyâ edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevâba kavuşulur
Mü’minin Kulluk Hayatı
Efendim; ilâhî
rahmet, mağfiret ve bereket mevsimi olan bir Ramazân-ı Şerîf’e daha kavuştuk.
Peki, bu mübârek günlerde, bir mü’minin nasıl bir kulluk hayatı yaşaması lâzım
geldiği hususunda bizlere neler söylemek istersiniz?
Cenâb-ı Hak, âyet-i
kerîmede:
“Sana yakîn (ölüm) gelinceye
kadar Rabbine kulluk et!” (el-Hicr, 99) buyurmak sûretiyle, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şahsında bizlere,
son nefesimize kadar kulluğu îtinâ ile yaşamamızı emir buyurmaktadır.
Zira Cenâb-ı Hakk’a
kulluk, hayatın sadece belirli dönemlerine mahsus ve zaman zaman îfâ edilen bir
vazife değildir. Aksine, âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere, son nefese kadar
hayatın her ânında yaşanması gereken bir mükellefiyettir.
Dolayısıyla müʼmin,
Ramazan iklîminin bu mağfiret günlerini, bulunmaz bir hazine kıymetinde telâkkî
edip kulluktaki gayretini artırmalıdır. Fakat Ramazanʼın gönül feyzini bütün
bir yıla taşıyıp kulluk hayatını istikâmet üzere yaşamaya çalışmalıdır.
İstikâmet ise;
Allah ve Rasûlullah muhabbetini gönülde dâimâ canlı tutarak, hayatının her
safhasını Kur’ân ve Sünnet ölçülerine göre düzenlemek, dünyanın nefsânî
zevklerinden uzaklaşıp esas hayatın âhiret hayatı olduğu şuur ve idrâki içinde,
takvâ üzere bir kullukta bulunmaktır.
Meselâ Âlemler
Sultânı Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanmış olduğu hâlde, geceleri
sabahlara kadar gözyaşları içinde namaz kılmış ve istiğfar etmişlerdir. Kalbine
indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerîm ile bütün insanlığı hidâyete dâvet ederken,
İslâm’ın nasıl yaşanacağını, emsalsiz örnek şahsiyetiyle ümmetine bizzat tâlim
buyurmuştur. Omuzlarında bütün bir insanlığın mes’ûliyetini taşırken bile,
hiçbir zaman hizmetten geri kalmamıştır. Mescid yapılırken mübârek sırtında taş
taşımış, arâziye çıktıklarında yemek pişirilmesi için odun toplamışlardır.
Bedir Harbi’ne
giderken de üç sahâbî ile nöbetleşe bir deveye binmiş, kendi haklarını ısrarla
O’na ikrâm etmek isteyen sahâbîlerine şu eşsiz mukâbelede bulunmuştur:
“–Siz yürümeye benden daha tahammüllü değilsiniz. Ayrıca ben de sevap
kazanma husûsunda sizden daha müstağnî (ihtiyaçsız) değilim.” (İbn-i Sa’d, II, 21; Ahmed, I,
422)
Şunu aslâ unutmamak
gerekir ki, peygamberler ve onların bildirdikleri dışında hiç kimsenin son
nefeste îmanla gidebilme teminâtı yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i
şerîflerde, Cehennemʼe bir karış kala ilâhî rahmete mazhar olanlar ve bunun
aksine, Cennetʼe bir karış kala ilâhî azâba dûçâr olanlar haber verilmektedir.
Mesela Bel‘am bin Bâûrâ bunlardan birisidir. Nitekim o, Levh-i Mahfûz’a bakıp
onu okuyacak makâma ermişti. Duâları makbul bir kimse idi. Fakat daha sonra
nefsine meyletti ve neticede ebedî hüsrâna uğrayanlardan oldu.
Bu hâdise Kur’ân-ı
Kerîm’de şöyle bildirilir:
“Onlara, şeytanın
peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan
kişinin hâdisesini anlat. Dileseydik onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o,
dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Onun hâli, üstüne varsan da, kendi hâline
bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir…”(el-A’râf,
175-176)
Bu sebeple,
âhiretleri hakkında ilâhî teminat altında bulunan peygamberler dahî, bu hususta
“havf ve recâ / korku ve ümit” duyguları arasında dâimâ ilâhî rahmete
sığınmışlardır. Meselâ Cenâb-ı Hakk’ın Halîl’i/dostu olan İbrahim -aleyhisselâm-;
“(Yâ Rabbi!
Kulların) diriltilecekleri gün beni mahcup etme!” (eş-Şuarâ, 87) niyâzında
bulunmuştur.
Yine “Aşere-i
Mübeşşere”, yani daha dünyada iken Cennet’le müjdelenen sahâbîlerden hiçbiri,
ibadet ve kulluklarında aslâ gevşeklik göstermemiş, aksine her geçen gün
gayretlerini daha da artırabilmenin azmiyle örnek bir kulluk hayatı
sergilemişlerdir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in;
“–Selmân bizdendir, Ehl-i Beyt’tendir!”[1] buyurmak sûretiyle taltif ettiği
Selmân -radıyallâhu anh-’ın başından geçen şu hâdise, ne
kadar ibretli ve mânidardır:
İki kişi Hazret-i
Selmân’a selâm verip:
“–Sen Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sahâbîsi misin?” diye
sormuşlardı. O da:
“–Bilmiyorum.”
cevâbını verdi.
Gelenler, acaba
yanlış birine mi geldik diye tereddüt edince Selmân -radıyallâhu anh- sözlerini şöyle tamamladı:
“–Ben Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i gördüm, O’nun meclisinde
bulundum. Ancak Allah Rasûlü’nün asıl sahâbîsi, O’nunla birlikte Cennet’e
girebilen kişidir.”
Yani kişinin gerçek
mânevî kıymeti, âhirette belli olacaktır. Bu yüzden kula düşen; hangi mânevî
makam ve mevkîde bulunursa bulunsun, hiçlik ve acziyet hissiyâtı içinde
kullukta gayret etmektir.
Daha bunlar gibi
pek çok misal saymak mümkündür. Son olarak Kays bin Ubâd -radıyallâhu anh-ʼın naklettiği şu hâdiseyi
zikredelim:
“Medîne Mescid’inde
oturuyordum. (Aralarında bulunduğum insanlar içinde Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ashâbından
bâzıları da vardı.) O esnâda yüzünde huşû eseri görülen bir zât içeri girdi.
Cemaat:
«‒Bu, Cennet
ehlinden bir zâttır!» dediler.
Bu zât, câiz olacak
kadar kıraatte bulunarak hafifçe iki rekât namaz kıldı, sonra da çıkıp gitti.
Ben de onu takip ettim. Kendisine:
«‒Sen Mescid’e
girdiğin vakit insanlar; senin Cennet ehlinden bir zât olduğunu söylediler.»
dedim.
Bunun üzerine şöyle
buyurdu:
«‒(Sübhânallâh!)
Vallâhi hiç kimseye bilmediği bir şeyi söylemesi yakışmaz. Bunu niçin
söylediklerini sana anlatayım:
Ben Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz zamanında bir rüyâ
gördüm ve onu Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e anlattım. Kendimi bir bahçede gördüm. (Burada bahçenin genişliğini,
yeşilliğini ve güzelliğini anlattı.) Bahçenin ortasında demirden bir direk
vardı. Alt kısmı yerde, üst kısmı gökte idi. Tepesinde bir kulp vardı. Bana:
“–Direğe çık!”
denildi. Ben:
“–Yapamam!” dedim.
Hemen bir hizmetçi gelip elbisemin arkasından tutarak kaldırdı, ben de
tırmandım, tâ direğin en üstüne çıktım ve kulpa yapıştım. Bana:
“–Sıkıca tut!”
denildi. Kulp elimdeyken uyandım. Bu rüyâyı Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e anlattım. Allah
Rasûlü -sallâllâhu aleyhi
ve sellem-:
“‒O bahçe İslâm’dır. Bu direk de İslâm’ın direğidir. Kulp da Urve-i
Vüskâ’dır (yani sapasağlam îman ve İslâm kulpudur). Sen ölünceye kadar İslâm
üzere olacaksın!” buyurdular. Bu adam da Abdullah bin Selâm’dır».” (Buhârî,
Menâkıbu’l-Ensâr, 19; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 148)
Diğer bir rivâyete
göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“Abdullah, Urve-i Vüskâ’ya sıkıca yapışmış vaziyetteyken ölecek!” buyurmuşlardır. (Müslim,
Fedâilü’s-Sahâbe, 149)
Abdullaht,
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi
ve sellem-’in kendisine
verdiği müjdeye güvenerek hiçbir zaman rehâvete kapılmamış, aksine sağlam bir
irâde ile gayretini daha da artırmış, İslâm’ın sapasağlam kulpuna sıkıca
sarılmış ve bu bağlılığını hiçbir zaman zayıflatıp gevşetmemiştir.
Velhâsıl bizler de
bu mübârek günleri Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşmak için bir fırsat bilmeli ve kulluk
gayretlerimizi daha da artırmalıyız.
Nitekim Şâh-ı
Nakşibend-rahmetullâhi aleyh-, Allah dostlarından bir zâtın
şu sözünü nakletmişlerdir:
“Eğer velî, bir
bahçeye girse ve ağaçların her bir yaprağı ona «Ey Allâh’ın velîsi!» diye nidâ
etse, onun, zâhiren ve bâtınen o sese iltifat etmemesi lâzımdır. Bilâkis her an
kulluk, takvâ ve tazarrû hâlini daha fazla artırmaya gayret ve titizlik
göstermelidir.
Bu makamda kemâl
mertebesi, Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e muhsustur.
Rasûlullah-sallâllâhu aleyhi
ve sellem-her ne kadar pek
çok ilâhî nîmet ve ikrama nâil olsalar da, yine kulluk, ilticâ ve tazarrû
hâllerini artırır ve bu hususta; «Şükreden bir kul olmayayım mı?»
buyururlardı. (Buhârî, Teheccüd, 16)”
Cenâb-ı Hak
bizlere, bu dünyada erişebileceğimiz en yüksek pâye olan “Hakkʼa kulluk”ta son
nefesimize kadar istikâmet üzere olmayı nasip ve müyesser eylesin!..
Âmîn…
Dipnot:
[1] Hâkim, III,
691/6541; Heysemî, VI, 130; İbn-i Hişâm, III, 241; İbn-i Sa‘d, IV, 83.
Kaynak:Osman Nuri Topbaş-GENÇ DERGİSİ Yıl: 2014 Ay: Temmuz Sayı: 94
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)