A´dan Z´ye… ا´den ي´ye… Beşikten mezara kadar öğrenilmesi gereken, kadın-erkek tüm Müslümanlara farz olan ve sonu Cennete varan bir yoldur İlim✦Amel✦İhlas
VAHDET (HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE SARILMAK)
Âl-i İmrân,
103; Kavram, 155
Vahdet;
Anlam ve Mâhiyeti
Vahdet;
Şimdi Değilse Ne Zaman?
Kur’ân-ı
Kerim’de Vahdet Kavramı
Hadis-i
Şeriflerde Vahdet Kavramı
Vahdetin
Tezâhürü; Cemaat
Cemaat ve
Tebliğ Çalışmalarında Usûl
İhtilâflara
Yaklaşım
Kur’an’ın
Işığında İhtilâfları Çözüm Tarzı
Tefrika;
İhtilâfın Şiddetle Haram Olan Şekli
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَآءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذَلِكَ
يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمْ اَيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَ هُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
“Hep
birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a, Kur’an’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.
Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler
idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmiş ve O'nun nimeti sâyesinde kardeşler
olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O
kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”
(3/Âl-i İmrân, 103)
“Kendilerine
apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilâf ederek ayrılığa düşenler
gibi olmayın. İşte bunlar için pek büyük bir azap vardır.” (3/Âl-i İmrân, 105)
Vahdet;
Anlam ve Mâhiyeti 9;
Vahdet;
Birlik, teklik, bir ve tek olma, parçalar arasındaki âhenkten doğan bütünlük
demektir. Allah'ın birliğine de vahdet denildiği gibi, aynı zamanda Allah'la
bir olmaya da vahdet denilmiştir.
“Vahdet”,
“tevhid” kelimesi ile aynı köktendir; ikisi arasında kopmaz bir bağ vardır.
Tevhid, birlemek; vahdet de birleşmek demektir. Allah’ı birlemeyen kimsenin,
tevhide iman edenlerle birleşemeyeceği gibi; vahdet anlayışından ve ahlâkından
mahrum insanın da gerçek muvahhid olması beklenemez.
Vahdet
Zarûrîdir. Çünkü;
Kur’an
vahdeti emretmektedir. “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a, Kur’an’a) sımsıkı yapışın;
parçalanmayın...” (3/Âl-i
İmrân, 103).“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilâf
ederek ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için pek büyük bir azap
vardır.” (3/Âl-i İmrân, 105). “Dinlerini parça parça edip gruplara
ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak
Allah'a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.” (6/En’âm,
159). “Allah'a ve Rasûlüne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin. Sonra
korkuya kapılırsınız da rîhınız (rüzgârınız, gücünüz, devletiniz) gider. Bir de
sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (8/Enfâl, 46). “...Müşriklerden
olmayın; ki onlardan dinlerini parçalayanlar ve kendileri de bölük bölük
olanlar vardır. (Bunlardan) her fırka/grup, kendi yanındakiyle
böbürlenmektedir.” (30/Rûm, 31-32). “Mü’minler ancak kardeştirler.” (49/Hucurât,
10)
Sünnet
vahdeti emretmektedir. “Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” (Tirmizî, Fiten 7, hadis no: 2166, Humus 1966; Nesâî,
Tahrîm 6). “Cemaat rahmet, tefrika (ayrılık çıkarma) azaptır.” (Ahmed
bin Hanbel, 4/145, 278). “Bereket, cemaatle beraberdir.” (İbn Mâce,
Et’ıme 17). “Cemaatten bir karış ayrılıp sonra ölen kimse câhiliyye ölümü
ile (küfür üzere) ölmüş olur.” (Buhârî, Fiten 2). “Cemaatle kılınan
namaz, bir insanın tek başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha
faziletlidir.” (Buhârî, Ezân 30, Salât 87; Müslim, Mesâcid 245)
Akıl
vahdeti emretmektedir. Tek başımıza kaldıramadığımız ağır bir yükü, elbirliğiyle birleşerek kaldırabiliriz.
Dâvânın hâkim olması, küfre ve zulme kıyâm edilmesi gibi birkaç kişinin
kaldıramayacağı cihad yükünü de ancak birleşerek yerine getirebiliriz. Tek tek
kolay kırılabilen ok gibi çubukları, büyük bir demet yaptığımızda
kıramayacakları gibi, sürüden ayrılıp tek kalanı kurdun yediği gibi,
bireysellik de cinden ve insandan şeytanların tuzaklarına kolay düşürür,
vahdetten uzak insan, onların kolay avı olur.
Tarih
vahdeti emretmektedir. Başta Benî İsrâil olmak üzere, nice eski kavimler tefrika yüzünden acı
mağlûbiyetler tatmışlar, niceleri tarihten silinmişlerdir. Beylikler
dönemindeki durum ile Osmanlılar arasındaki fark ve yine ırkçılık,
milliyetçilik gibi ümmetin vahdetini bozan fikirlerle tek ümmet ve büyük tek
devletten küçük küçük 87 ülkeye ayrılmış, ciddî ağırlıkları olmayan günümüz
müslüman dünyasının durumu, ibret almak için yeterlidir.
Günümüzün/çağımızın
konumu vahdeti emretmektedir. Avrupa ülkeleri, aralarındaki sınırları kaldırıp Avrupa
Birliği adı altında hemen bütün güçlerini birleştirmektedir. Birleşmiş
Milletler, Nato vb. ittifakların konumu ve ağırlığı göstermektedir ki bugün
işbirliği ve ittifak yapan, birleşen uluslar yarınlara hâkim olabilecektir.
Ekonomi
vahdeti emretmektedir. Müslümanların kalkınması, sömürü ve kapitalizmin zulüm çarklarından
kurtuluşu, kendi ekonomik güçlerini birleştirip ortaklaşarak ticârî kuruluşlar,
holdingler kurmalarını gerektirmektedir. Devir, bakkal devri olmaktan çıkıp
süper ve hiper marketler devri olmuştur. Bu da kapitalist vampirlerin mü’min kanı
emerek azgınlaşmaması açısından müslümanların vahdetini gerektirmektedir.
Amellerin Yedi Kat Sema ve Arş’ın Altına Kadar Yükselişi
Aşağıda
nakledeceğimiz hadis-i şerif, ehemmiyetine binaen, birçok eserde
kaydedilmiştir. Âcizane ben de lüzumlu bulduğum için, Ruhu’l-Beyân’da geçen metnini burada okuyucularla paylaşmanın
faydalı olacağını düşündüm.
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), bir gün Hz. Muâz'a (ve onun zımnında kıyamet sabahına kadar gelecek bütün
ümmetine) tavsiyede bulunurken şöyle buyururlar:
“Ey Muâz! Sana bir hadis (söz) söyleyeceğim;
eğer sen onu tutarsan, sana fayda verir. (Yok) eğer, kaybedersen (tutmazsan) o
zaman da Allah Teâlâ nezdinde senin huccetin kesilir (delilin kalmaz).
“Ey Muâz! Mübarek olan Allah Teâlâ, yedi kat semâvat
ve yeri yaratmadan önce yedi melek yarattı. Yedi kat semâ'nın her birine bu
meleklerden birini bevvâb
(kapıcı) yaptı. Kulun amellerini
muhafeza etmekle vazifeli melekler, sabah vaktinden akşam vaktine kadar, göğe
yükselirler. O amellerin güneş aydınlığı gibi bir nuru vardır. Melekler, o
ameller ile dünya semasına çıkasıya kadar o ameli temiz ve çok görürler.
Birinci kat sema ile müvekkel (vazifeli olan) melek, hafeza meleklerine şöyle seslenir:
- “Gıfuu va’dribuu
bi-haaze’l-ameli veche sâhibihî:
Durun! Bu ameli alın, sahibinin yüzüne
çarpın!
Ben gıybet edenleri bilen ve
tanıyan biriyim. Rabbim bana, gıybet edenlerin amellerini buradan öteye geçirmememi emretti. Bu
amellerin sahibi gıybet yapan biridir. Onun amelleri buradan öteye geçmez; ne
kadar temiz veya çok olursa olsun.”
Fârisî bir beyit
meali: ‘Dil o ki, şükür ve teşekkür ede. Hakşinâs kişi kimsenin gıybetinde bulunmaz.’
Aleyhissalâtü
ve’s-selâm Efendimiz (devam ederek) buyurdular:
“Sonra hafeza melekleri, kulun amellerinden sâlih amel
ile -o ameli temiz ve çok görür oldukları halde- ikinci kat semâ'ya gelirler.
İkinci kat semâ ile vazifeli melek onlara:
- “Durun! Bu ameli (alın) sahibinin
yüzüne çarpın! Ben fahr edenlerle (yaptığı amel ile başkalarına karşı
iftihar edip böbürlenen/övünenlerle) vazifeli
melekim. Bu amellerin sahibi bu güzel ameller ile (basit ve çirkin olan) dünya menfaatini elde etmek istiyordu.
Rabbim, onun amellerinin benden başkasına geçmemesini (buradan öteye
yükselmemesini) emretti. Bu kişi
amelleriyle, meclislerinde insanlar üzerine iftihar edip/böbürlenip övünüyordu.”
Kişiyi Cehennem’den kurtaracak olan güzel ahlâkıdır.
Aleyhissalâtü ve’s-selâm
Efendimiz (konuşmasına devamla) buyurdular:
“(İkinci kat
semâ'yı geçen) kulun amellerini melekler
yükseltirler. Sadaka, oruç ve namaz gibi amellerinden nurlar çok güzel bir
şekilde etrafa yayılır. Hafeza melekleri bile onun ameline hayret ederler. O ameller ile üçüncü kat semaya kadar
gelirler. Üçüncü kat semâ ile vazifeli olan melek onlara:
- “Durun! Bu amelleri (alın) sahibinin yüzüne çarpın! Ben kibir
(büyüklük taslayan kişiler ile vazifeli bir) melek'im. Bana Rabbim, onun
amellerinin beni geçmemesini (buradan öteye yükselmemesini) emretti. (Bu güzel
görüp kendisine hayran kaldığınız amelleri) işleyen kişi, meclislerinde
insanlar üzerine kibirlenen bir kişiliğe sahipti. Onun amelleri buradan öteye
geçemez” der.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

